Nasıl tek adam olarak dışarı çıkmak için

Komik Fıkralar

2019.11.03 15:44 masalokucomtr Komik Fıkralar

Komik Fıkralar
https://preview.redd.it/8x8yd3e5hhw31.jpg?width=1024&format=pjpg&auto=webp&s=f43976d31fce72b06f0868351caf177dd1f70343

Aranızda Müslüman olan var mı?

Günlerden bir gün adamın birisi camiye elinde kocaman bir bıçakla camiye dalar ve cemaata sorar: – Müslüman olan birisi var mı? Cemaat korkudan sesine çıkaramaz, sessizlikten sonra yaşlı bir amca ayağa kalkar: – ben Müslümanım der. Bıçaklı adam ve yaşlı amca camiden çıkar, dışarıdaki inek sürüsünü gösterip: – Amca şunları kurban edeceğim fakat ben beceremedim yardım edebilir misin der. Yaşlı amca baya bir kurbanlık kestikten sonra ben yoruldum başka birisini bul der. Adam bu sefer kanlı bıçaklı camiye girer ve sorar: – Aranızda başka Müslüman var mı? Bıçakların kanlı olduğunu gören cemaat yaşlı amcayı kestiğini düşünür ve daha çok korkarak bir anda caminin imamına bakar, imam: – Ne bakıyorsunuz ula birkaç rekat namaz kırdırdık diye hemen Müslüman mı olduk?

Bir Daha Tartıl

Temel, temin ettiği küçük baskülle gelip – geçeni tartıp geçimini sağlıyordu. Müşterilerinden biri; Ula tart beni pakayım, kaç kilo gelıyrum, diyerek basküle çıkar, Otomatik baskülün göstergesinde kaç kilo geldiğini öğrenir ve çıkarıp Temel’e 100 bin lira verir. Tarı ücreti 50 bin liradır. Temel, ötesini -berisini araştırır, ceplerinin içini dışına çevirir. Paranın üstünü bulup veremez. Müşterisine ne önerir beğenirsiniz: – Hemşerum, bozuk param yok, bir daha tartıl da fit olalım.
Temel FıkralarıEn Komik FıkralarFıkralar

Siz Direğinizi Alın

İlkokul müdürü Temel , okulunun daha bir fark edilmesi için hazırlattığı yön levhasını anayol üzerindeki elektrik direğine astırınca TEK yönetiminden resmi bir yazı alır. Yazıda elektrik direğine levha asmanın izne ve kiraya tabi olduğu belirtiliyor ve levhanın ya indirilmesi ya da belli bir ücretin ödenmesi isteniyordu. Yazıyı okuyan müdür Temel, kısa ve özlü yanıtını mektupla verir. – Biz levhamuzdan memnunuz. Siz direğunuzi oradan alın!

Seni Öyle Yaşatırım ki…

Devlet dairesinde memur olarak çalışan Temel bir gün kurum değiştirmek için müdürün karşısına çıkar, meramını anlatır: – Hapishanede gardiyan olmak isteyrım Temel, müdürünün de yardımlarıyla ceza evindeki işine başlamak üzere eski işyerina müdürü ile vedalaşmaya gelir. Müdürü Temel’e takılır: – oğlum işine bu kadar yardımcı olduk. Şimdi gidiyorsun, ne bir kuru teşekkür ediyorsun, ne de Allah razı olsun diyorsun. Bu ne biçim iştir? Temel saf saf yanıt verir: – Ey gidi müdürüm, senin bende emeğin çoktur. Teşekkür da bişey mi, sen bi içeri düş, bak ben seni nası kuru üzümle beslerim.

Tüm Bebek

Çocuğu olmayan biri Dr. Temel‘e başvurur. Temel, hastasını bir güzel muayene ettikten ve tahlil raporlarını gördükten sonra, müşterisinin dünyasını hepten karartmamak için önerisini söyler: -Bak hemşerum, mümkün değil senin uşağın olmaz. Ha böyle çok samimi arkadaşun yok midur? yanıt verir bey var, ama onun da uşağı olmayi…
Temel FıkralarıEn Komik FıkralarFıkralar

Hangisi olsun?

Temel iş hanında çay ocağını işletmektedir. Üst katlardaki iş yerlerinden biri seslendi – Temel efendi, dört çay yap!… Biri açık olsun… Çaycı Temel yanıt verir: -Abi hangisi açık olsun?

Hangisi?

Temel diş doktoru olmuştur. Günlerden bir gün arkadaşı Cemal, endişe içinde Temelin muayenehanesine gider. – Ula öliyrım, dişim çok kötü ağriyi… Temel, hangi dişinin ağrıdığını sorar ve Cemal, sağ alt çene dişlerini gösterip; – Habu sıradaki dişlerin biri ağrıyi… der ve kesin olarak hangi dişin ağrıdığını gösteremez. Dişçi Temel, “Dur sana yardımcı olayım” deyip eline kerpeteni alır ve gösterilen sıradaki dört dişi çekip Cemal’in önüne koyar: – Ha bak bakayım, habunlardan hangisi ağrıyi da de baa!…
Temel FıkralarıEn Komik FıkralarFıkralar

Abulama acıyrım

Temel’in eniştesi uzun zamandır prostat hastasıydı. Şikayetleri artınca, Temel eniştesini tanıdık bir doktora götürür. Doktor önce şikayeti dinler, ardından da sıkı bir muayene yapar ve teşhisini koyup ilaçlarını yazar. Çıkarken de hastasına: – Unutma, rahatlaman için sık sık boşaltman lazım, diye tavsiyede bulunur. Temel, eniştesi ile birlikte dalgın dalgın sokakta yürürken arkadaşı Cemal’e rastlar. Cemal sorar: – Ula nedir habu haln… Bişe mi oldi? Daha ne olacak, habu eniştemun prostatı azdı. – O da bişey mi, herkeste var, deyince Temel’in yanıt şöyle olur: – Ulu ben enişteme yanmayrım, abulamın çekeceği eziyete üziliyrım.

Ne deyi, bak bakalum…

Temel, turistik bir otelde resepsiyon memurudur. Görevde iken dahili telefon çalar, belli ki odalarda kalan turistlerden biri bir şeyler istemektedir. Telefonu açan Temel: Okey sör, yes sör… Vıy mösyö… derken yanıtının doğruluğunu da başını ‘evet’ anlamında sallıyordu. Uzun süren konuşma sonunda telefonu kapatan Temel yanındaki yabancı dil bilen arkadaşından rica etti: – Yahu, ya bak bakalum, 420’deki turist ne isteyi..
Temel FıkralarıEn Komik FıkralarFıkralar

Eczacılar düşünsün

Temel ile Fadime ocak başında sabahleyin sohbet ederken kapı zili acı acı çaldı. Fadime kapıyı açmaya giderken Temel arkasından seslendi: – Gelenler kimdur? Fadime de bunun üzerine gelenleri tek, tek sayar: – Uyy Teyzom gelmiştur, halam yaninda. Dayım, emicem, balduzim, uşakları, hepicuğu gelmişler, deyince Temel kendi kendine söylendi: – Eczaci düşunsin, anlaşılan bi kaç hafta doğum kontrol hapi kullanamiyacağum.

Ne olacak boşboğaz

emel’i durduran trafik polisi – On dakika önce kırmızı ışıkta geçtiniz beyefendi, deyince Temel sorar: Kim deyi benum kırmızı işukta geçtuğumi? Trafik polisi nazikçe: Beş kilometre ötede başkomiserimiz var, o telsizle bize bildirdi. Direksiyondaki Temel ne desin begenirsiniz? – Ula amma da boşboğaz başkomiserunız varmiş ha… Ağzinda pakla islanmayi…
Temel FıkralarıEn Komik FıkralarFıkralar

Anana veririm

Temel epey yaşlanmışti. Arkadaşı Cemal ise ona bu ne- denle sataşıyordu Ula Temel, ölürken haber ver da öbür dünyadaki bobama anama seninlan mektup yollayayım. Temel kurnazca gülümser: – Olur, olur da bobağin bulamazsam anağan verırım, der.

Geçen yil elmaydı

Trabzon’a bağlı ilçelerden birinin adliyesinde iki hakim tartışıyorlardı. Karakolun arkasındaki büyük ağaç kiraz mıdır, yoksa armut mudur? Bir karar veremeyince hakimlerden biri; Biz niye böyle tartışıyoruz. Çay ocağı işleticisi Temel’i çağırıp ona soralım. Sorarlar: Temel efendi, karakolun arkasındaki şu görünen ağaç ne ağacıdır? Temel, az önce çay servisi yaparken kulak ucuyla tanık olduğu tartışmada taraf olmamak ve hakimleri birbirine düşürmemek için en politik yanıtını verir: -Valla hakim beylerim, hau görünen ağaç geçen yıl elma ağacıydı.
Temel FıkralarıEn Komik FıkralarFıkralar

Şanssızluk!

Temel ihtiyarlamış, diz ağrılarına çare bulunur ümidi ile doktora gitmişti. İyi bir muayeneden sonra doktor: Amca, siz yaşlısınız, dizlerinizde damar sertliği var. Ama bunun tedavisi yoktur. Şayet perhiz yaparsanız biraz olsun rahatlarsınız, der. Temel, bir an düşünür ve sonra sorar: – Toktor bey, ya bak benum habu şansıma. Damar sertluğu bacağuma vuracağuna hau önemli yerime vuramaz mi idu?

Habu yaştan sonra mı?

Habu yastan sonra mı? Temel ile Fadime hayli zamandır birbirlerine aşıktılar. Fadime evlenmek istiyor, ama Temel bu konuda ihmalkar davranıyordu. Ama yine de yıllar böyle geçmişti. Bir gün Fadime evlenme konusunu Temel’e açtı: – Temelcuğum, artuk evlensak, sen ne dersin? Temel bu, kolay kolay tuzağa vurur mu, başını ‘hayır’ anlamına gelir şekilde salladıktan sonra şöyle yanıt verdi: – Doğri deysın Fadimecuğum ama, habu yaştan sonra bizi kim alır he?
Temel FıkralarıEn Komik FıkralarFıkralar

Biri geliyor, biri çekiliyor

Temel, oğlu Cemal’in küçük yaşta sayı saymasını geliştirmek için onu görevlendirmişti. – Oğlum, say bakalum, bir saat içinde deniz kıyısına kaç dalga gelecek. Baba Temel, bir saat sonra sonucu öğrenmek için Cemal’in yanına gidip sorar: – Uşağım saydun mi? Küçük Cemal oldukça sinirliydi: – Yahu boba, nesıni sayayim. Kıyiya bi dalga gelıyi, tam saymaya başlayrım, ikincısi gelırken, birincisi geri gideyi.

2 Hop, 1 Buyur

Temel çok acıkmıştı. Lokantaya gider, masaya oturur ama garson bir türlü yanına gelmez. Sonunda Temel seslenir: – Hey garson! . Hop! Garson yine gelmez. Garson efendi! – Hoop! Yine gelen yoktur. Son bir kez daha seslenir: – Oğlum garson! – Buyur. Fakat Garson yine gelmez. Temel, durumu şikayet etmek için kasaya bakan patronun yanına gider. Patron: Ne yediniz amca? – 2 Hop… 1 Buyur!
Temel FıkralarıEn Komik FıkralarFıkralar

Var mısın bahse?

Köy kahvehanesinde akşamcılar toplanmışlar, kimi kağıt oynuyor, kimi de pinekliyordu. Kağıt oynayanlardan Cemal saatine bakarak; – Vay anasını saat 12 ye geliy… Habu saattan sonra kari bizi eve almaz, dedi. Kahvehanenin diğer köşesinde oturmuş olan Temel, selesinde sattığı elmaları Cemala göstererek, Cemal kardaşım, al haburadan bir okka elma, o zaman yengem seni eve alır, diye öneride bulundu. Cemal gülerek; Bilsam ki kari beni eve alacak, haçan bi okka değil, on okka elma bilem alırım. Temel’in soruna bakışı daha başkadır: Var misın bahse? Sen iki okka elmayi al baa ver, gideyim sizin eve, bak bakayım yengem beni eve aly mi, almay mi?

Ara, ara ama…

Temel, alış – veriş için Rus pazarına gider. Gürcü bayan satmak için getirdiği tüm eşyalarını bir valizin içine doldurup teşhir ediyordu. Temel, valizin içinde işine yarayan bir şey var sa almak için habire karıştırıyor ama aradığını bulamıyordu. O sırada Gürci kadın da kendi diliyle sık sık yok’ anlamına gelen, Ara… Ara!… diyordu. Kadın ‘ara… ara…’ sözlerini arayıp bulma anlamında yorumlayan Temel sonunda dayanamayıp patladı: Ara… ara… deysın, ama bişe yok, ne arayayim de baa…
Temel FıkralarıEn Komik FıkralarFıkralar

Köpek + balık…

Temel’in İstanbul’dan gelen konukları muhteşem villasını gezerken bayanlardan biri sordu: – Kız Fadime, siz çıldırdınız mı? Fadime konuğunun şaşkınlığını anlamıştı. Açıkladı: – Kız ne yapalum… Habu kocam Temel var ya, tuttur ki köpek besleyelim deyin… Ben da paluk besleyelim dedum. Soninda üç aşağı beş yukarı köpekbaluğunda karar kılduk.

Toptan bi defada

Temel ilkokul müdürüdür . Okulların açık olduğu bir dönemde kendisinin görüşü alınmadan tüm öğretmenlerinin nakilleri yapılmış, okulda yapayalnız kalmıştı. Kafası bozulan Temel sonunda telefonla Milli Eğitim İl Müdürlüğü’nü arayıp sordu: Müdür beyim, haçan haburda yapayalnuz kaldım. Uşaklar okuma bekleyi, siz da bi dünya yazi yazup cevap isteysunuz, diye sitem etti. Karşı telefondaki müdürün sesi rahatlatıcıdır: – Vaziyeti idare et evladım Temel’in yanıtı ise şöyledir: – Olur müdür beyum, haçan bütun yazılara yıl sonunda toptan bi defada cevap veririm.
Temel FıkralarıEn Komik FıkralarFıkralar

Ölisi bile…

Temel’in eşi Fadime ve arkadaşları akşamdan toplanıp mısır koçanı ayıklıyorlardı. Herkes kendi kocasını överken Fadime de kocasını övdü: – Temel tıpkı paluk gibin yüzer, dedi. Tam o sırada koşarak gelen bir çocuk Temel’in takasının firtunada alabora olduğunu söyler. Fırtına bir yana, zifiri karanlık nedeniyle herhangi bir kurtarma çalışması yapılamaz. Aradan üç gün geçtikten sonra Temel’in cesedi karaya vurur. Arkadaşları Fadime ye hatırlatırlar: – Hani, Temel’un paluk gibin yüzerdi? Fadime sinirli sinirli yanit verir: Gözünuz kör midur, görmey misunuz? Kocamın ölisi bile yüzerek kıyıya geldi. Siz isa baa hala inanmaysunuz.

Sen bilmeysun!

Doğu Karadeniz deki yayla şenliklerine katılan Ankaralı bir yurttaş, oluşturulan geniş horon halkasının yarattığı neşeli ortamda kendini tutamaz, Temel’i koluna ilişip horona girer. Ankaralı horon oynamayı bilmediği için daha ilk hareketinde uyumu bozduğunu gören Temel sabredemez ve kolundaki konuğunu uyarır: – Ula hemşerum, sen bu horoni bozaysın, çık dışarı…
Temel FıkralarıEn Komik FıkralarFıkralar

Yalansa o zaman…

Temel çevresini saran gençlere cesaret aşılıyordu Siz istersenuz her işte başarili olursunuz. – Mesela, pen Ay’a çiktuğum zaman… Gençlerden biri kendini tutamayıp kıs kıs gülünce, -Ama haşimdik ayıp edeysunuz . İnanmaysanuz , çikun Ay’a bakun. Eğer kırkbeş numara ayakkabim izi yoksa, gelın habu yüzüme tükürun.

Bunu mu getiririm?

Temel , yaşlı ve çirkin karısı Fadime ile bir iş için İstanbul’a gider. Konaklama amacı ile bir otele girer ve oda ister. Resepsiyon memuru Temel’den evlenme cüzdanı isteyince, sinirlenen Temel; Ula baa baksana. Ben habu otele kari getırsam habuni mi getırırım? diye Fadimeyi gösterir.
Temel FıkralarıEn Komik FıkralarFıkralar

Yıln yemeği

Fadime’nin pişirdiği kuru fasulye ‘Dünya Yılın Yemeği Yarışmasında birinci seçilmişti. Jüri yemeği nasıl pişirdiğini sorduğundan Fadime tarif ediyordu: – ondan sonra biraz da limon kolonyasi katacaksun. Jüriden bir üye hayretle nedenini sorunca, Fadime’nin yanıtı şöyle olur: – Kocam Temel, günde üç oyin kurifasülye yer. Haçan kolonya katmazsan yanında nasil yatarum, deyin baa?…

Arabanız mı var?

Turistik otele gelen müşteri kapıda görev yapan Temel’e sordu Garajınız açık mı? Hazır cevap Temel’in yanıtı şöyledir: Uyyy… Yoksa sizun arabanuz mi var?
Temel FıkralarıEn Komik FıkralarFıkralar

Köpeğe ihtiyaç yok

Evi ormanın hemen kenarında bulunan Fadime’ye İstanbul’dan gelen konuğu Nazime tavsiyede bulunuyordu: Fadimecuğum, benden saa akıl olmasun ama, bir köpeğunuz olsa iyi olur. Haburada yabani hayvanlardan korkmay misunuz? Hiç olmazsa bi tüfek bulundurun evde. Fadime oldukça rahat bir havada yanıt verdi arkadaşına: – Ey gidi Nazime, korktuğun gibi değil. Bizum Temel oyle bi horlay ki, ormandaki heyvanlarun hepisi kaçacak deluk arayi…

Vururim oni…

Temel, garsonluk için açılan sınava girmişti. Sınav komisyonu üyeleri Temel’in sinirlilik durumunu ölçmek için sorarlar: – Bak, Temel sen garson olacaksın. Masadakiler fazla içip sana ters davranırlarsa ne yaparsın? Temel hiç düşünmeden ve en emin şekilde yanıt verir: – Ne yapacağum, usuli dairesinde aşağı alırım.
Temel FıkralarıEn Komik FıkralarFıkralar

Zelzele ye karyolalar

Sarp sınır kapısının açıldığı dönemde Doğu Karadeniz’de turistik oteller Nataşalarla dolup taşıyordu. Bir sabah Temel ile arkadaşı Cemal turistik bir otelin önünden geçerken kapı önüne atılmış hasarlı karyolaları görürler: – Cemal Uyyy… Habu karyolalara ne oldi haboyle? diye sordu Temel dudak alundan kis kis güldükten sonra: -Ya bak habu kafaya… Dün gece zelzele oldi, senun haberun yok mi? Bú yanıt karşısında Cemal daha da şaşır. Ama bizum ev hiç sarsılmadi. İşte tam sırasıdır. Temel bu kez taşı gediğine koyar: – Ula kafasuz Cemal, zelzele otelde oldi, otelde…

Niye Dursunali?

Temel’i babası azarlıyordu Ula sen aptal misun? Beş uşağın adi da aynı olur mi? Başka ad mi yokti? Temel kendini savunur: – Ama boba, sen her zaman Dursun emicam ila Ali dayimun yarum akilli olduğını söylemez miydun? Uşaklarım tam akilli olmasi içun meçburen hepsine Dursunali adını verdum.
Temel FıkralarıEn Komik FıkralarFıkralar

Yeni Bitiyor

Rize deki ilkokulların birinde öğretmen resim dersinde çay bitkisinin resmini yapmalarını öğrencilerinden istemişti Dersin sonlarına doğru tüm sıraları gezip öğrencilerinin resimlerini gören öğretmen küçük Temel’in yanına gelince hayretini gizleyemeyip sorar: – Oğlum Temel, hani senin resmin? öğretmenum aha, görmey misın? Temer, (A4) kağıdı ebatındaki resim kağıdının ortasına sadece bir nokta koymuş, onu gösteriyordu. -Oğlum bunun neresi çay?, – Öğretmenim görmey misın, o daha ufacuk, büyüycek.

Sus!.. Sus!..

Temel, Devlet Hastanesinde check up yaptırmıştı. Dışarıda sonucu merakla bekleyen arkadaşı Cemal, Temel’e sordu: – Ne oldi?, ne oldi? Temel sus işareti yaparak Cemal’in kulagina eğilip fısıldadı: -Gizlu şeker… -Neee? – -Gizlu şeker… -ula anladum.. Anladum ama, niye kulağuma fısıldaysun oni, oni anlamadım. Temel sonunda patlar: -Ula amma kalın kafalisun, gizlu şeker deyruk da… Giz-lu şe-ker.
Temel FıkralarıEn Komik FıkralarFıkralar

13 Ay…

Öğretmen Hayat Bilgisi dersinde Yeni yıl’ ünitesini işlerken bir yılda kaç ay, kaç gün ve kaç hafta bulunduğunu da öğretmişti. Öğretmen öğrenim seviyelerini saptamak için sınıfta ki öğrencilere teker teker soruyordu. Sıra Temel’e gelince ona da sordu: – Temel yavrucuğum, söyle bakayım, bir yılda kaç ay vardır? Temel hiç düşünmeden yanıtlar: – 13 öğretmenim… Ama oğlum, ben geçen derste 12 ay var demedim mi? Demesine dedin öğretmenim ama, evde babam da sordi, ben 12 dedım. -Doğru demişsin. – Hayır öğretmenım, doğri demedım, bobam enseme şamari indirup, remezan’ı unutıysın deyip, yılın 13 ay olduğuni söyledi.

Ayri ayri uğraşmaktansa…

Bir Ramazan günü İstanbul’daki Yeni cami etrafında dolaşan Temel; bir sürü dilenciden sakat birinin: – Büyük Allah’ım dizlerime derman ver yürüyeyim, gözlerime nur ver göreyim, kulağımı aç işiteyim, diye durmadan dua ettiğini duyunca dayanamaz: – Ya bak habu ahmak kafaya… Allah’un başka işi yok da senin her bir yerin lan ayri ayri mi uğraşacak. Yapar yenisıni da olur biter, dedi.
Temel FıkralarıEn Komik FıkralarFıkralar

Ezberlemiyecekmiş…

Az önce bayiden gazete alan Temel, biraz sonra aynı gazeteden dört tane daha almak isteyince tezgahtar merakla sordu: -Az önce aynı gazeteden bir tane almıştın. Şimdi bu dört gazeteyi ne yapacaksın? Temel: – Ezberleyeceğumi mi sandun, anlamay misın da?!

Gene peynir ve yağ yiyesi geldi

Fi tarihinde Karadeniz de ulaşım deniz yoluyla yapılıyordu. Güzel bir havada motorlarına tereyağı ve peynir yükleyerek denize açılmışlardı. Yarı yolda deniz birdenbire patlamış, kuduran dalgalar motoru bir fındık kabuğu gibi oradan oraya sürüklüyordu. Yağ fiçıları, peynir tenekeleri hep denize dökülmüştü. Zor şer Zonguldak limanına girip karaya çıktıklarında Topal İlyas bir daha denize açılmamak için “üçten dokuza şart” etmişti. Bir kaç gün sonra deniz sakinleşmiş, adeta bir çarşaf gibi olmuştu . Arkadaşı Temel , Topal İlyas’ı kandırıp tekrar yola çıkmak istiyordu. Temel, ısrarla: Ula bak… Denuz tümdüz duruyi, hayde gidelm daa, diye sıkıştırıyordu. Topal İlyas ise kararlıydı: -Ula inanma. Denuzun gene peynir ve yağ yiyesi var da onin içun tümdüz duruyi… Anlamay misu- nuz….
Temel FıkralarıEn Komik FıkralarFıkralar

Ey gidi eski günler…

Evliliklerinin üzerinden 40 yıl aşkın bir zaman geçmişti. Bir sabah Fadime, kocası Temel’e: -Ula hiç uyutmadın beni gece… Sabaha kadar horladın durdun, diye sitem etti. Nüktedan olduğu kadar hazır cevaplığı ile de ün yapan Temel, eşinin bu sitemi karşısında kıs, kıs güldükten sonra şöyle yanıt verdi: – Ey giyi ey… Habu benım horlamaların eskiden saa hep muzik gibi gelırdı… Eskiduk değil mi?

Gözüme bakarsan…

Temel Kozlu da çalışıyordu. Memleketten yeni gelmiş olan hemşehrisi Zonguldak’a nasıl gidileceğini ona sordu. Temel, Zonguldak’a gidiş yolunu tarif ederken hemşehrisi bön bön gözünün içine bakar durur. Temel tarifini bitirince, hemşehrisi Ula olayım canuğan, anlamadum, de baa bi daha… diye yakarır. Sabri tükenen Temel patlayıverir: – Kafasuz adam, gözume bakarsan saplanursun ha şu dağa, elimun ucuna bakarsan gidersın Zongul- dak’a… Anladın mi?
Temel FıkralarıEn Komik FıkralarFıkralar

Senin niyetin bozuk!

Temel tüccardır. Herkes onu dürüstlüğü, çalışkanlığı, iyilikseverliği ile tanır. Kardeşi Cemal de öyledir.İki kardeş birlikte ticaret yaptıkları dönemde evin ihtiyaçlarını ilçe pazarından daha ucuza sağlıyorlardı. Ağabey Temel, kardeşi Cemale ilçede pazarın kurulduğu günlerden birinde; Cemal, bir hafta pazardan alış verişi sen yap. Pazarcı kadınlarla iyi pazarlık yap, aldatmasınlar SENİ, diye tembihledi. Tembihledi ama Cemal’in yanıtı hiç de beklenilen şekilde olmaz: -Ben karilarlan pazarluk edemeyrım, utanıyrım. Şakacı, nüktedan Temel burada da altta kalmaz, Cemal’in ağzının payını verir: Senin niyetin bozuk, elbette pazarluk edemezsın!

Habu boyumlan…

Kasabanın kahvesine iri yarı, elinde bir de kamçı olan birisi girerek oturanlara sorar: – İçinuz da Temel hanginuzdur? Bir dakika önce gürültüden kaynayan kahvede nefesler tu tulmuş, çıt çıkmamaktadır. Öte başta oturanlardan ufak tefek biri ayağa kalkarak; – Penum, ne olacak? dedi. Bunun üzerine soran adam; “Penum” diyeni bir güzel, evire – çevire patakladıktan sonra hiçbir şey söylemeden çekip gitti. Kahvedekiler; – Yahu, sen Temel değil, Ahmet’sın. Niçun hau heriften dayak yedun? diye sorunca dayak yiyen Hasan; – Habu boyumlan kandırdum oni; anlayın da… dedi.
Temel FıkralarıEn Komik FıkralarFıkralar

Oy gözuni sevduğumun ati…

Temel, bir gün İstanbul’da hipodroma gider. At yarışı yapıldığını görünce, nasıl oynandığını öğrenir ve müşterek bahise girer. Yarış başlar. Temel’in üzerine oynadığı at en sondadır ama O yine neşelidir. Kaybetmiş olmanın yürek ezikliğiyle şöyle der: – O gözuni sevduğumun atına bak. At deduğun ha boyle olur, bakın bütün atlari nasil katarlayi (kovalıyor).

İnceluğa bak

Temel, İstanbul’a yeni gelmişti. Gittiği her yerde yerel şive ile konuştuğundan garipseniyor, kimileri de dudak ucuyla gülüp küçümsüyorlardı. Buna fena halde içerleyen Temel sonunda dayanamayıp parladı: – Ula baa bakın bakayım… Siz dersuğuz fındık, biz deruk finduk, siz dersuğuz avukat, biz deruk abukat, siz dersuğuz amca, bir derik emice… Habunun hangisu kaba? Bizdeki inceluğa bak, inceluğa…
Temel FıkralarıEn Komik FıkralarFıkralar

Tabanca kime yakışır?

Fi tarihinde Tonya’nın Karşular Mahallesi’nde düğün yapılıyordu. Gelenek gereği erkekler tabancalarını çekip havaya ateş ediyor ve bir yerde tabancalarının üstünlüğünü göstermeye çalışıyorlardı. O sırada komşu ilçelerden birinden gelip düğüne katılan Şakir adındaki konuk, tabancasını çekip bir şarjör mermiyi birbiri ardına havaya saydırınca Temel, yanındaki Cemal’i dürttü; – Habu adam da kimdur, ilk defa göriyrim? Cemal, ateş edenin komşu ilçeden Şakir olduğunu söyleyince Temel; – Yazuk tabancaya, yazuk!… diyerek görüşünü belirtir.

Geldim da gitmeyrim

Temel 10 günlüğüne İstanbul’a gidecekti. Daha ucuz olur düşüncesiyle denizyolunu tercih edip Kadeş vapuru için gidiş -, dönüş bileti alır. İstanbul’a 10 gün için gelen ve aradan 1 ay geçtikten sonra Temel’e rastlayan arkadaşı Cemal sorar: – Ula Temel, hani 10 günlüğüne geldıydın, gidiş – dönüş bileti aldıydın? Temel, dudak ucuyla güldükten sonra yanıtını verir; – Sorma Cemal, Tenuz Yollarina kazuk attum. Cemal, şaşkın şekilde sorar: – Nasi ettun o işi he? – Piletumi gidiş – geliş aldıydım ya; geldım ama gitmeyrım, Tenuz Yolları peklesun dursun beni…
Temel FıkralarıEn Komik FıkralarFıkralar

Sen gıdıklanmaz mıydın?

Karadeniz kadını inek beslemeyi sever. Fadime, ilk kez doğum yapan ‘Sarıkız’ adlı ineğini sağıp sütünü almak istediği her girişiminde inekten yediği tekmeler sonucu maşrabası bir yana, kendisi öte yana düşmektedir. Yaşadığı kötü durum kocası Temel’e anlatan Fadime çözüm sorar: – Ula habu sığır baa süt vermeyi… Tekmeleyi… Ne yapayım? Temel her zaman ki nüktedanlığı ile akıl verir: – Ece Fadime, ben habu bizum sığıra hak verıyrım. Evlendığımızun ilk günlerinde ben senin memene tutardım da sen beni tokatlamaz mıydın?

Çakallar mi yesun oni?

Katil suçundan yargılanıyordu. Hakim: – Arkadaşını vurduktan sonra karayemiş dalına asmışsın, neden yaptın bunu? Anlat bakalım deyince Temel: – Üyy hakim bey, asmayaydım da çakallar mi yiyeydi oni?.. der.
Temel FıkralarıEn Komik FıkralarFıkralar

Unutkanlık

Temel, eskiyen şapkasını yenilemek için köyünden yürüyerek yola çıkar. Evinin bir kilometre kadar aşağısındaki oto yoluna indiğinde evde birşey unutmuş olacak ki, oğlu Cemal’e varsesiyle çağırmaya başlar: – Ulaaa Cemaaaal! – Ulaaa Cemaaaal! Cemal yanıt verir: – Ne vat bubaaaa! – Ula habu kafamun ölçisini yastuğun altunda unuttum. Çabuk getir oni baa!

Vermedunuz ki isteysınuz

Temel, sürücü ehliyetlerinin Emniyet Müdürlüklerince verildiği dönemde ehliyetten önce araba almıştı. Bu nedenle de ehliyetsiz araba kullanıyordu. Bir gün trafik kontrolünde yakalanır ve polis evrakını ister: – Lütfen ehliyetinizi veriniz? Temel, cezayı yiyecektir bunu bilir ama, derdini de söylemeden edemez: – Eee ha bu olmadi memut bey. Baa ne zaman ehliyet verdunuz da isteysunuz?
Temel FıkralarıEn Komik FıkralarFıkralar

Hesap tuzlu olunca…

Temel, ilk kez geldiği İstanbul’da lokantaya gider. Yeriçer, hesabı ister. Gelen pusulada ‘garsoniye’ rakamını görünce garsonu çağırır: – Uşağum habu nedur? Çorba içtum, köfte yedum, salata da… Hepisi doğr… Habu garsoniye da nedur? Pen yemeğu yalınız yedim, siz gatsoni da ortak ettunuz. O halde bölun hesabi ikiye bakayım.

Kızdi baa herhalde…

Temel, Trabzon’da sinemaya gider. Gişeden bilet alır. Gösterim kapısından tam içeri girerken kontrol görevi yapan kişi bileti elinden alıp yırtar. Temel buna akıl erdiremez. Gişeye döner, yeniden bir bilet alır. Kapıdan girerken biletini tekrar yırtarlar. Tekrar gişeye döner, üçüncü kez bilet alırken gişedeki görevli durumu fark eder ve sorar: – Sen demin bilet almadın mı? Yoksa karaborsa mı yapıyorsun? Ne yaptın demin ki bileti? Temel, derdini anlatır. Yahu ben bilet alıytım, kapıdaki adam bağa kızmiş herhalde, bileti elimden alıp yıttayi oni… Baa bi bilet daha ver, belkim bu sefer yırtmaz!…
Temel FıkralarıEn Komik FıkralarFıkralar

Başıma dert olursun

Temel, İstanbul Mahmutpaşa’da işportacılık yaparken aynı meslekten İdris ile kapışır. Yumruklar, tokatlar birbirini izlerken, sıkışan İdris belinde – ki tabancaya asılır. Temel ise Sürmene yapısı bıçağını çekerken, İdris’e seslenir: – Yoo dur bakalım… Tabancan alışmazsa başıma dert olursun, sen de biçak al da gel…

Radyo da dinlensin

Kurtuluş günü nedeniyle TRT Trabzon Bölge Radyosu kemençe, davul, zurna havaları çalıyordu. Meydan Parkı bu ne- denle uklım tklımdı. Saatlerce süren bu yayınla herkes adeta mest olmuştu. İki dakika önceye kadar radyoyu pür dikkat dinleyen Temel, batı müziğinin başlamasıyla adeta irkilerek kendine geldi. Sonra parka hizmet eden garsonlardan birine seslendi:- Ula uşağum, azacuk yanıma gelsana… Garson, müşterinin birşey ısmarlayacağını sanarak Tem- el’e sordu: – Buyrun efendim, birşey mi emtettiniz? Temel, epey yorgunluk ifadesiyle şöyle dedi: Uşağum habu sizun radyonun ayari iyi giderken birden bozuldi. Herhalde kafasi şişdi. Kapatta biraz dinlensun…
Temel FıkralarıEn Komik FıkralarFıkralar

Niye yok midur?

Temel, gazetecilikte daha adaylık dönemini yaşamakta ve Trabzon’dan İstanbul’daki haber merkezine telefonla haber yazdırmaktadır. Ancak, telefon hatlarındaki arıza nedeniyle söyledikleri karşı taraftan anlaşılamamaktadır. Haber merkezindeki şef anlayamadığı ‘Trabzonspor’ sözcüğünün kodlanarak söylenmesini ister. Temel, başlar:Trabzon’un (T) si… – Tamam. – Trabzon’un (R)’si… – Trabzon’un (A) st… Trabzon’un (B)’ si… deyince şimdiye değin susan karşı taraftaki şef; – Oğlum Temel, sen ne diyorsun. Ne biçim kodla- ma bu böyle? diye çıkışınca Temel kendinden emin şu yanıtı verir: – Ne deysun şefim, Trabzon’da babu harfler yok midir? ©

Hoppala!…

Temel, tanıklık yapmak için mahkemeye çıkar. Hakim, hüvviyet tesbiti için belli sorular sormaya başlar. Doğum tari. hi, doğum yeri, baba adi, ana adı gibi… Anasının adının sorulması Temel’in tuhafına gider; o da ha- kime sorar:Benum anamun adıni mi soraysın hakim bey? Hakim biraz bozulur ve Yok, benimkini… der. Bunun üzerine Temel, rahatlar. Haçan hakim bey, ben senun anağun aduni nere- den bileceğum.
Temel FıkralarıEn Komik FıkralarFıkralar

Aldatamadım

Temel de diğer komşuları gibi geçimini denizden sağlar. Takasi ile çıktığı balık avından her seferinde bol avla dönerken, nedense son seferinde hiçbir şey yakalayamaz. Akşam eve döndüğünde eşi Fadime sorar: – Ula Cemal, hani paluklar? Temel, balık avlayamadığı için üzgündür ama, karam- sarlığının eşini de etkilemesini istemez, işi şakaya vurur: – Ne yapayım Fadime… Habu pen bugüne kadar baluklari aldattum; şimdi ise onlar peni… Vurmadiler oltama…

Nasi anlarum?

Temel, yeni aldığı şemsiyeyi terziye götürür, bir delik açmasını ister. İster ama, terzi bunun anlamsız olduğunu, ya- parsa şemsiyeye yazık olacağını söyler ve ilavç eder: – Beni dinlersen, şemsiyeye delik açmayalım. Temel, kararlıdır ve itiraz eder: – Ula, ne anlamaz adamsun, yağmurun dinduğuni sonra nasil anlayacağum?
Temel FıkralarıEn Komik FıkralarFıkralar

Sığırlardan da becit misin?

Karadeniz kadınının inek beslediğini ve ineğini çok sev: diğini herkes bilir. Temel’in eşi Fadime de inek hastasıdır. Bir akşam üzeri ahıra inip ineklerine yal verdiği sırada eve gelen Temel, mutfaktan seslenir:Kuuz Fadimcce!… Çabuk sofrayi kur! Çok ac oldum. Fadime ahırdan doğru yanıt verir: – Götmey misın haburda işim var. Sığırlara yal veriyrım. Sen sığırlardan becit misun, otur da bekle!.

O zaman binmezduk

İstanbul’da Beşiktaş – Eminönü otobüsüne binen Temel ayakta kalmıştı. Üstelik otobüs yağmur nedeniyle tıklım tıklım doluydu. Yol boyu her durakta inenden çok binen vardı. Bi- letçi de bir yandan:İlerleyelim arkadaşlar… İlerleyelim!… diye ikaz ya- parak gelen yolculara yer sağlıyordu. Her durakta aynı şekilde ikaz yapan biletçiye kızan Temel, sonunda dayana- mayıp sesini yükseltti: Has deysın, eyi deysın, ilerleyelum, yürüyelim deysun ama, haçan yütüyeceğduk o zaman otobosü binmezduk.
Temel FıkralarıEn Komik FıkralarFıkralar

Büyük – küçük farkı

Temel, iyi bir yönetici, kültürlü bir ilkokul müdürüdür. Günlerden bir gün, birinci sınıfların eğitim çalışmalarını izlemek için sınıfa girer. Öğretmen karatahtaya, (yeni yıl gel- di) fiş cümlesini asmıştır. Ancak, cümle başı olan (Y) harfi büyük, yani kapital olarak değil (y) şeklinde küçük harf olarak yazılıdır. Müdür Temel, öğretmene sessizce: – Hocam, o (y) harfi büyük yazılmayacak mıydı? Öğretmen fiş cümlesindeki (yeni yıl geldi) yazısının tüm sınıfın uzaktan rahatça okunması için büyük şekilde yazmıştı. Bu görüşle Müdür Temel’e: – Müdür beyim, görmüyor musunuz büyük büyük yazdım. – Yoook… O (y) harfi o haliyle büyük değildir. – Canım, daha ne kadar büyük yazacaktım Müdür Bey! – Kardeşim, bu (y) harfinin bu haliyle lm. 2m. hatta tavandan döşemeye değin uzatsan yine de küçüktür, anla artık.

Çürük kafa

Köy merasının taksimi işinde çıkan kavgada Temel, arka- daşı Cemal’in kafasını yarmış iş mahkemeye intikal Gtmişti. Mahkemede C. Savcısı iddianameyi okuduktan sonra sıra Temel’in savunmasına gelince masumane şöyle dedi: – Uyy Hakim bey, ben ne bileyim habunun ka- fasının habu kadar çürük olduğun… Bi vurdum kafasi içine geçti…
Temel FıkralarıEn Komik FıkralarFıkralar

Bedava haber yok

Temel nüktedanlığı ile sevilen – sayılan ve aranılan bir kişiliğe sahiptir. Uzun süre ortaklıkta görünmeyen Temel’e çarşı ortasında rastlayan arkadaşı Cemal nükte ile karışık sataşır: – Ula Temel, seni öldi dedilerdi, nereden çıktın geldin böyle? Her zamanki hazırcevaplılığı ile tanınan Temel gülümsedikten sonra şöyle dedi: -Açıkgöz… Bobandan haber soraysan, ver kahve paralarını da konuşalım. Öyle bedavadan haber yok.©

Hani reçeten?

Temel’in çalıştığı eczane o gece nöbetçiydi. Her zamanki gibi müşteriler tek tük geliyordu. Gecenin ilerleyen saatinde eczanenin kapısı tekme gürültüsü ile açıldı ve içeriye elinde tabanca olan maskeli bir soyguncu girerek, Temel’e seslenir: – Kasadaki paraları çabuk boşalt!… Temel, işin ciddiyetini kavramıştır ama yine de söylemeden edemez: – Ula deli misun, nesun? Hani reçeten?
Temel FıkralarıEn Komik FıkralarFıkralar

Amorti niye yok?

Temel, Spor – Toto oynamıştı. 13 artı 1 tutturup köşe ol- mak istiyordu. Bir hafta boyu çeşitli hayaller kurdu bu nedenle Hafta sonunda tüm maçlar oynanmış sonuçlar ilan edilmişti. Temel, yine hüsrana uğramış, ancak son iki maçı tutturabilmişti. Yeniden Spor – Toto oynamak için gittiği bayiye sordu: – Haboyle iş olur mi hiç? Son iki maçı bildum, amor- tisi bilem yok…

Nuh tufanında taka…

Temel, her konuşmasında kendi sülalesinin çok eskilere dayandığını iddia ediyordu. Yine böyle bir konuşmasında ipin ucunu o kadar kaçır dı ki; Bizum sülale Yusuf Peygambere kadar gideyi, der. Arkadaşları Temel’in bu denli atmasına içerlerler ama gugırın sürmesi için havayı bozmazlar, Dinleyenlerden Cemal atılır: – Ula çok ataysın… Nerdeyse sülaleğun Nuh Pey- gamber’in gemisune binduğuni söyleyecesun… Bu sözlere alınan Temel, söz altında kalmaz, yanıtını şöyle verir; O kadar da değil, bizumkilerun o zamanlar kendi takalari var imiş…
Temel FıkralarıEn Komik FıkralarFıkralar

Zam geldi de…

Temel çok kötü şekilde üşütmüş, o nedenle de hasta- lanmıştı. Arkadaşları arabaya atıp doktora götürdüler. Doktor, Temel’i bir güzel muayene ettikten sonra onu getiren arkadaşlarına “Bi dakika…” deyip onları muayene odasının dışına çağırdı. Belli ki, Temel duyup morali bozulmasın diye hastalığın ciddiyeti konusunda arkadaşlarına birşeyler söylecekti. Bir – iki dakika sonra doktor odaya girip reçete yazmaya başlayınca Temel de elbiselerini giymiş, ayakkabılarının bağını bağlarken sordu: – Toktor bey, aca kaç metreluk kefen yazaysın? Ke- fcnc zam geldi da…

Patlama… Biletçi bilir.

İlk defa İstanbul’a gelen Temel ile Cemal tramvaya biner- ler. Biletçi her durakta durak adlarını söyledikçe yolcular da iner. Biletçi bağırdıkça inenleri gören ve henüz İstanbul’u bil- mediği için heyecanlanan Cemal arkadaşı Temel’e; Ula, biz nerede ineceğuk? diye sorar. Temel, arkadaşını küçümseyerek yanıtlar: – Patladun mi? Helbette bezum da ismimuzi soyleyecak, piletçi nerede ineceğumuzi bilur.,
Temel FıkralarıEn Komik FıkralarFıkralar

Ördeğin beline geliyor

1990 yılı Haziran’ında Karadeniz’de büyük sel felaketi yaşanmıştı. Bu.nedenle dereler / çaylar taşmış, çevresine büyük zarar vermiş, çoğu köprüler sele kapılmıştı. Temel ile Cemal selden sonra köye döneceklerdi ama sel, köyün köprüsünü alıp götürmüştü. Dere kenarına gelen Te- mel ile Cemal çaresiz ne yapacaklarını düşünürken, Cemal birden atıldı: – Uyy!… Temel ya bak ha şu ördeğa… Yüzup karşiye geçti. Onun kadar olamayruk. Temele yanıt vermeye fırsat vermeyen Cemal, kendini sel sularını attı. Tabii ki Cemal sel sularını kapılıp giderken ‘İmdaaat!’ diye bağırması boşunaydı. Biraz sonra Temel’in ahlanıp / vahlanıp ağladığını görenler nedenini sordular. Tem- el, Cemal’in sel sularına kapıldığını üzüntü ile anlattıktan sonra; – Ben da bişey anlamadım. Demincek karşiya bir ördek geçti. Su ancak beline kadar gelıyidi. Cemal suya daldi, kayboldi – gitti.

Ahmak mi sandun beni?

Fi tarihinde Temel, radyo satan bir dükkanın önünden geçerken kulağına kemençe sesi gelir. Derhal dükkandan içeri girer ve sesin radyodan geldiğini öğrenir. Radyonun £i- yatını Sorar ve satın alır. Radyocu radyonun nasıl çalıştığını bir güzel anlatır ve Temel’i uğurlar. Temel, akşam köydeki evine gider, radyosunu kurar ve istasyonu çevirir. Fakat radyodan kemençe sesi yerine alafranga müzik sesi gelir. Buna fena bozulan Temel, ertesi gün soluğu radyocuda alır ve hışımla sorar: – Ya bak baa bakayım, sen beni ahmak mi sandun? Habu radyo kemençe çalınayi!…

Kaynak: https://masaloku.com.tkomik-fikralar
submitted by masalokucomtr to u/masalokucomtr [link] [comments]


2019.09.26 10:56 Dtkombayci Kalbedur'un Son Savaşına Giden Yol

I
Hiçbir kahraman bembeyaz değildir,
Tıpkı hiçbir kötünün kapkara olmadığı gibi.
Yüzleri birbirine dönük değildir ,
Ay ve güneş gibi..
Kahramanları açığa çıkaran,
Acıları, tutkuları ve yaşanmışlıkları ve tüm grilikleridir..
Ve bir kahramanın doğması için belki de bir güneş tutulması gerekir.
Dinleyin küçüklerim ,
Ve ibret alın onların hikayesinden,
Kötünün iyisinin destanıdır bu.
Onların adı Ehven-i Şers!!
II
Bir büyücü...
Geçmişinde karanlık bir sır saklı.
Çocukluğu kıskançlık içinde geçmiş Redoran'ın,
Hep kardeşi Rederick'in gölgesinde yaşamış.
Çocukluktan mı yoksa kıskançlıktan mı bilinmez,
Bir göl kenarında küçük kardeşini boğulmaktan kurtarmamış.
O günden bu yana Redoran hep yarım,
Hep eksik..
Arafta kalmış..
Bu yolculuğa çıkarken belki tek arzusu,
Kendi farkında olmasa bile,
Küçük kardeşini geri kazanmakmış.
Kulaklarında çınlayan o sesi susturmak için;
'Artık.. Artık yüzmeyi pek sevmiyorum Redoran..'
III
Sürgün edilmiş bir kral..
Babası katledilip sürgüne gönderildi,
Vergan'ın tek gerçek varisi,
Son erkek ejder ruhunun taşıyıcısı,
Sylvarın çocuğu;
Theodred Sylvergan..
Yüzünü eriten,
Sevdiğini kaçıran,
Tahtına çöreklenen kötülüğü kovmak,
Ve yeniden Kalbedur topraklarına barış getirmek için,
Yemin etti..
Vergan bir daha masum kanı dökmeyecek!
IV
Bir savaş rahibi..
Torz'un yetim çocuklarının kahramanı,
İyi yürekli ve sadık Zales,
Kralına yardım ederken tek bir düşü var,
Kocaman bir masanın etrafında ,
Torz'un yetim çocuklarına ziyafet çekmek..
Düşü gerçekleşir mi bilinmez ama,
Zales kedini yeniden bulacak..
Bu kesin...
V
Repeldum'da buldu sürgündeki kral ve sadık dostu,
Tüm yolu beraber yürüyecekleri bu yarım kalmış büyücüyü..
Önce Repeldum'un ormanlarından geçtiler,
Geçmişten gelen düşmanlarıyla yüzleşti Redoran.
Horus'ta kolsuz bir cüce yenildi,
Fakat Zales bir bacak kaybetti..
Torz'un dağlarında Sarhoş bir büyücü,
Geri getirdi kopan uzvu..
Ve yol kudretli Berez ağacına kadar sürdü.
Vardıklarında Berez'e;
Ne büyücü aradığını buldu,
Ne de kral kendisine vaat edileni..
Yanıp tutuştuğu intikam yerine
Küçük bir dost yitirildi
Berez'in derinliklerinde..
VI
Her ne kadar acıtsa da dostun gidişi,
Kralın arayışı son bulmamıştı..
Redoran rehberliğinde koyuldular yola,
Bir gemi ararken gitmek için Relendel'e
Kaptan Büyükşapka ve tayfası çıktı karşılarına..
Bakmayın adının heybetine;
Cesareti kadar olsaydı şapkasının boyu
Ancak serçe parmağının ucuna uyardı..
Bir korkak gibi denizin dibini boyladı kaptan,
Redoran büyükşapkayı başına taktı;
Ve işte Kalbedur denizlerine yakışan bir kahraman,
Yaşasın Kaptan Büyükşapka!
VII
Koskoca denizi aştılar,
Yükselen kayaları geçtiler,
Fakat bedeli çok ağır oldu..
Yükselen kayaların sırrını çözebilmek için,
Canını ortaya koydu Redoran.
Ve böylece ulaştılar Berg'e..
Yaralı büyücüyü kurtarmak için girdiler,
Şifalı olduğu rivayet edilen mağaraya..
Bilmeceleri çözdüler,
Tuzakları geçtiler,
Canavarları yendiler;
Fakat, iskelet kapıların önünde,
Yitip gitti Redoran...
Elinde tüy bir kalem,
Ve dostlarını en güvendiği kişiye emanet ederek..
VIII
Henüz acılarını bile yaşayamadan Theodred ve Zales
Gözlerini bembeyaz karla kaplı bir ormanda açtılar
İki büyücü çıktı karşılarına,
Biri eski Vergan'dan tanıdık bir yüz; Angoras.
Diğeri ise, Redoranın onları emanet ettiği; Kuzgun Ged.
Bilge bir adamdı Angoras,
Ve aradıklarını çok yakında bir güneş tutulmasında,
Elain'in tepesinde bulacağını söyledi Kral'a;
Hem aşkını hem de intikamını..
Yolları uzandı dağın tepesine,
Ejder ruhları sarılıp dans ederken birbiriyle,
Kalbinden vazgeçen Kuzgun Ged,
Zelenar'ı zamanın boşluğuna mühürledi..
Ölüme kavuşmadan yaşlı Angoras,
Eski dostu Büyük Ged'in emanetlerini kullandı..
Böylece hem Theodred'in aşkı kurtarıldı,
Hem de Kuzgun zamanın derinliklerinden geri çağrıldı.
IX
Angoras giderken,
Vaktiyle ona emanet edilmiş olan;
Ateşin çocuğu Eredun vardı dağın ucuna.
Angorası yitirmenin öfkesikle,
Kolunu aldı yiğit Zales'in..
Büyük aşkını tekrar gidişiyle yıkılan Kral,
Kaldırdı başını üzüntüsünden,
Ve durdurdu ateşin oğlu Kızıl Omuz'u..
Gerçekleri dinleyen Eredun pişman oldu ettiğinden,
Yardım elini uzattı yiğit Zales'e,
Ve düştüler yola;
Kurak topraklara doğru..
Yardıma muhtaç olandan,
Yardım istemek için..
X
'Kapıları açın, benim ben!
Kapıları açın, benim ben Kadvel!'
Derler ki sesi hala Pandemonium'da yankılanır Kadvel'in,
Belki kapılardan içeri sokamadılar onu,
Belki Eredun'un arzuladığı yadigar,
Kuzgunun oldu..
Ama hem Yiğit Zales'in kolu,
Hem de eski bir dostun dönüşü için umut bulundu..
Tekrar Berg'e yol aldı bu ehven ekip,
Ve Kadvel'den alınan yadigarın yardımıyla;
Öngörülemez kaderin karşısında,
Ölümün karanlığından geri geldi Yeşil Redoran..
Gelir gelmez dostunun derdine düşüp,
Yiten uzvu geri getirdi,
Fakat her yitene engel olamazdı..
Ged'in ihanetine engel olamayacağı gibi.
Çok arzuladığı yadigarın gitmesiyle,
Çılgına dönen Kızıl Omuz,
Tüm grubu yok edebilirdi;
Eğer bilge Angoras'ın ruhu yetişmeseydi..
Kulaklarında çınlayan ses,
Eredun'u kendine getirdi;
'Güçlen ve kinlen Eredun,
Karşında dağlar duramasın!
Ama o dağlar arkadaşların değil'
XI
Tekrar karışmadan karanlığa,
Son bir iyilik daha yaptı,
Bilge Angoras bu eski tanıdıklara..
Birden açıldı iskelet kapılar gümbürdeyen bir sesle,
Ve çok önceden Berez'de kaybedilmişi geri getirmek için,
Geçtiler kapılardan..
Fakat kayıp dost yerine,
İyilik bilmez,
Karşılıksız hiçbir yardımda bulunmaz,
Habis bir yadigar buldular..
Özleneni geri getirmek için,
Küçük kardeşinin içindeki parçasını feda etti Yeşil Redoran,
Ve kontrolüne aldı Ruh Yadigarı'nı..
Yadigar çıkarken yerinden,
Adeta dünya sarsıldı temelinden..
Ve koca bir taş aldı Yiğit Zales'i,
İçlerinde bu acıyla düştüler tekrar yola,
Önce bir doğa büyücüsü katıldı aralarına..
Kaybı döndürmekti vaadi,
Ve daha önceden umursanmayan küçük adam Neymor,
Bu kez nedendir bilinmez ihtimam gösterildi ona,
Ve katıldı bu yolculukta onlara..
Onun da tek amacı kardeşini diriltmekti,
Yitirilenler ve yeni gelenlerle dönüldü gemiye,
Ve yeniden buyurdu Kaptan Büyükşapka;
'Yelkenler fora!'
XII
Yitenleri geri getirmekti arzuları bu yolda,
Süreleri giderek daralırken..
Saggard limanına demirledi gemi.
Masum sanılanları kurtarıp yola devam edecekken;
Bir cadının tuzağında buldular kendilerini,
Yadigarın yardımıyla,
Kurtarıldı ateşin çocuğu..
Her ne kadar ağır olsa da bedeli,
Gölgelerden geri çekmek için Eredun'u,
Cadının çocuklarının ruhları yadigara feda edildi..
İşte böyle başladı kararmaya Redoran'ın yeşili..
XIII
Azalırken yitip gidenlerin zamanı,
Hiç durup dinlenmeden sürdüler atlarını..
Tekrar Berez'in dallarının altına varana dek.
Tek başına girdi Redoran içeri,
Düşünde ona fısıldananın gerçekliğinden emin olmak için.
Ve önce o gördü,
İlk yitirilenin yeniden döndüğünü.
Küçük dostu dönmüştü kralın,
Fakat hala eksik olan tamamlanmalıydı;
Zales'i geri getirmek için hızlandı adımları.
Fakat en zoru ,
Yanlarında o olmadan geçmekti,
Yetimlerin toprakları Torz'u..
Bedelinin neye mal olacağını bilmeden,
Yol verdi yetimler kral ve dostlarına..
Böylece devam ettiler hiç durmadan Repeldum'a..
XIV
Doğa büyücüsünün yardımıyla geri geldi Yiğit Zales,
Ve verdiği sözü tuttu Redoran,
Getirdi kardeşini geri,
Küçük adam Neymor'un..
Bir pusula verdi Rumor Redoran'a,
Bulması için en özlem duyduğunu.
Ve pembe ağaçlarla alakalı,
Bir öğüt fısıldadı kulağına.
Tüm gidenler dönmüş ,
Fakat diyar hala tehlikedeyd.i
Şarkta yükselen kötülüğe,
Artık bir son verilmeliydi..
Hazırlanmak için savaşa,
Bir ordu ve güçlü yoldaşlar gerekliydi,
Altı diyarın varisi, tek gerçek krala..
XV
Güçlen ve kinlen diyen Angoras'ın sesi,
Hala kulaklarındaydı Kızıl Omuz'un.
Savaş için daha fazla güç gerekliydi..
Güçlü bir yadigarın ,
Yowark'ta kadim bir büyücüde olduğu söylenirdi..
Onu almak için başladı hazırlıklar,
Limandan ayrılmadan iki yeni dost katıldı tayfaya;
Ağır bir hastalığı olan Alvin,
Ve küçük kızı Faelin..
Yola çıktığında Ehven adındaki gemi,
İçindeki kimse bilmiyordu onları Yowark'ta ne beklediğini..
Deniz fenerine vardığında,
Su yadigarının koruyucusu,
Yaşlı elf Eolin'i buldu karşısında..
Yadigarı değil belki ama,
Bir dost kazandılar bu fenerin altında,
Eolin de katıldı gruba,
Ve hep birlikte çıktılar;
Küçük adam Neymor'un bahsettiği,
Pembe ağaçlı topraklara..
XVI
Helgen yolunda ilk kez gördüler,
Gölge diyarın yöneticisi;
Küçük çocuk Volundur'u..
Fakat ayırt edemediler,
Gerçek mi yoksa bir rüya mı olduğunu..
Geçip pembe ağaçlı ormanı,
Vardılar Helgen'in huzurlu topraklarına..
Buradan sessizce ayrılmaktı umutları,
Fakat koca bir ordu çıkageldi,
Gümbürdeyip, yıkarak ağaçları..
Kendi ordusu karşısındaydı Theodred'in,
Savaş beklerken herkes,
Tanık oldular gerçek bir kralın yükselişine..
Derler ki hala yankılanır Theodred'in sesi Helgen'de
'Vergan asla işgalci olmaz!
Vergan asla masumların canına kast etmez!
Vergan asla çocukları evsiz bırakmaz!
Vergan asla saldırmaz!'
Ve koca ordu kılıçlarını bırakıp,
Döndüler geldikleri yere..
XVII
Masum bir halk kurtarıldı bir savaşın yıkımından,
Artık Eolin sorumluydu Helgen tahtından..
Ayrılmadan bu pembe ağaçlı topraklardan,
Eredun çok istediği yadigarı kazandı..
Redoran ise içini paramparça edecek bir hikaye dinledi,
'Kayıp ruh Neymor aslında kimdi?'
Ayrıldılar Helgen limanından,
Pagret'e doğruydu yolları;
Bir ordu ve bir komutan bulmaktı,
Kralın amacı..
Pagret'te gemiden iki grup ayrıldı,
Alvin kızını alıp yanına ,
Bir çare aradı amansız hastalığına..
Tekrar buluştuğu zaman iki grup,
Kalmamıştı artık onun için hiç bir umut..
Redoran koluna girip uzaklaştırırken küçük Faelin'i,
Theodred, Zales ve Eredun gözyaşlarıyla yaktı cenazeyi.
Ve o zaman fark ettiler,
Repeldum ormalarını terk ettiklerini.
Kalplerinde bu kaybın hüznüyle,
Vardılar büyük komutan Çöl İblisinin yanına,
Bir satranç oyunuyla ikna ettiler onu yanlarında savaşmaya.
XVIII
Ayrılmak için döndüklerinde Pagret Limanı'na,
Gerçek bir kurt kargası çıktı karşılarına..
Hiç beklemedikleri bu haberci,
Kralı kahredecek o haberi fısıldadı kulaklarına.
İnanmak istemese de,
Annesinin ölümünü imliyordu;
Habercinin taşıdığı gazete..
İçinde bu acıyla,
Devam etti dostlarıyla yola..
Bu kez rehberleriydi,
Küçük Rumor'un verdiği pusula.
Böylece vardılar,
Pagret'in ilk sunağına..
Eski anılar buldu onları burada,
Büyük savaştaki hayal kırıklığını dinlediler,
Ve kral Pagantus'un,
Pagreti kurtarmaya gelmediğini öğrendiler..
İkinci sunakta kadim bir göz buldular;
Her şeyi gösteren,
Kendinden bir parça daha feda eden Redoran,
Gördü kralın annesini hala nefes alırken..
Kadim bir hapishanede olsa da;
Artık belliydi yeni rota..
Fakat gitmeden önce Old Tempest'e
İki sunak daha vardı girilecek,
Üçüncüde buldular toprak yadigarını..
Yenerek Kral Pagantustan kalan son parçayı,
Ele geçirdiler dördüncü yadigarı..
Son sunakta onları bekleyenin ne olduğu meçhuldü,
Sadece elinde yadigar bulunduranlar girebiliyordu kapılardan..
Ve sadece Redoran'la Eredun alındı içeri,
İlk önce Redoran karşılaştı en karanlık anılarıyla;
Yüzleşti kendiyle,
Kendine baktı kardeşinin gözünden,
Ve bir canavar buldu karşısında.
Öğrendi kendi lanetinin sonsuza dek kardeşini aramak,
Ve kayıp bir ruh olarak her seferinde yeniden onu diriltmek olduğunu..
Çıkarken hala aynı ses patlıyordu içinde..
'Senin ismin artık Redoran değil
O ismi artık hatırlamaycağım
İsmin Neymor olsun
Benimki de Rumor
Git ve beni kurtar'
XIX
Redoran'ın içinde büyük bir acı,
Theodred'in annesini kurtarma umuduyla,
Old Tempest'e doğru çıktılar yola..
Kurtarmasına kurtardılar onu ,
Fakat sanki boş bir kabuktu..
Karanlık bir büyünün etkisindeki annesini,
Helgen'e geri getirdi Theodred..
Ve bir çözüm bulununcaya dek,
Emanet etti eski dost Eolin'e..
Bir komutan bulunmuş ,
Fakat hala bir orduya ihtiyaç vardı..
Toplamak için Torz'un yetimlerini,
Zalesin önderliğinde ,
Düştüler yeniden yola..
Vardıklarında gördükleri korkunçtu;
Yetimler yürürken darağacına,
Zalesin aklı başından uçtu.
Koskoca ordunun arasına tek başına dalacaktı,
Gizemli bir yabancı durdurmasaydı onu..
Hem yetimleri kurtarmak,
Hem de yeni yetimlerin oluşmasına mani olmaktı,
Alqutile dene bu yabancının amacı..
Fakat güç her zaman çare olmaz,
Eredun'un ateşi düşmanla birlikte yaktı,
Torz'un yetimlerini..
Ve koca bir ordunun ruhunu çekerek tamamladı Redoran,
Yeşilin siyaha geçişini..
XX
Anlattığına göre bir görevi vardı Alqutile'in;
Çıkmıştı Pagret'ten yola masumların kralını seçmek için..
Belki de tahta çıkma vakti gelmişti Theodred'in.
Ama Old Tempeste tekrar gitmeden önce,
Herkes son kez veda etmeliydi evine.
Önce Redoran vardı Repeldum'a,
Yıkılmış evi çıktı karşısına.
Kana bulanmıştı her yer,
Tüm dostlarının yok edildiğini düşündü Siyah Redoran;
Ve karanlık iyice sardı onu.
İntikam yeminleri ederek habis yadigarla bir oldu.
Ve tekrar döndü buluşmak için sözleşilen yere,
Kral ve Kızıl Omuz bir mezarlığa yol aldı Vergan'da.
Önce yüce kral Theodor ve genç varisi buluştu,
Öğrendikleri içini bulandırsa da Theodred'in;
Krallığın hakkı olup olmadığını öğrenmeye,
Düşecekti o da yollarına Old Tempest'in..
Eredun'sa buldu annesini uzun yıllardan sonra,
Ve öğrendi gerçek ateşin çocuğu olduğunu;
Babası bir ateş ruhu olan kudretli Kaladrun'du..
Ve kolunda taşıdığı yadigar onun ruhuydu.
Vakit dolup buluşma yerine dönmeden,
Bir mesaj bırakmak istedi kral ,
Vergan halkına kendisinden.
Ve şehrin en görünen tavernasının kapısına,
Çizdi eski Vergan aslanını..
Ayrıldılar sessizce doğdukları topraklardan,
Ve buluştular çıkmak için yeniden yola..
XXI
Alqurile'in rehberliğinde vardılar,
Bu kez Old Tempest'e..
Fakat bu eski hapihsane,
Hiç beklemedikleri sürprizlerle doluydu.
Eredun gürleyen sese koştu,
Ve hiç yenilmemiş olanı karşısında buldu..
Redoran karşısında Kuzgun'un silüetini gördü,
İçindeki iyiliğin çalınmasından son anda kurtuldu..
Atalarının odasında ihaneti buldu,
Sylvar kanının tek varisi.
Yerde omurgasına saplanmış bir kılıçla dinledi,
Kadim kral Pagantus'un neden Pagret'e yetişemediğini,
Babasının intikamını almaya gelen Alqutile'den,
'Kraal Theodred!' diye gürleyen sesi yankılandı,
Old Tempestin koridorlarında Alqutile'in;
Okurken mektubunu yetimlerin..
Daha bitmemişti sınavı Kral Theodred’in,
Bir seçim yapmaya zorladı onu;
Atalarının en karanlık olanı,
Kurgesh’te yükselen kötülüğün yaratıcısı..
Başlarına gelen herşeye rağmen,
Eğmediler karanlığa başlarını,
Redoran nasıl bulduysa içindeki iyiliği.
Theodred de öyle seçti karanlık yerine bilgeliği,
Kol kola çıktılar taht odasından ..
XXII
Sadece kötülük değildi onları bekleyen bu zindanda;
Ateşin çocuğu Eredun,
Babası Kaladrun’un kardeşi,
Hiç yenilmemiş olanı, Kunesh’i buldu..
Onu da katıp yanlarına çıktılar ateşli topraklara doğru,
Ateşin varisi Nimbus’u bulmaya..
Yardım dilendi ateşin varisinden,
Ve ilk kez yenildiğini kabul etti Kunesh..
Ateşlerin arasından kara bir ejder yükseldi gökyüzüne,
Ve alındı Eredun’un elinden ölüm..
Kunesh kalbini ve bedenini yaktı kızıl omuz’un,
Ölümden azade kıldı onu,
Küllerinden yeniden doğdu sırtında alevden kanatlarla..
Artık bir anka kuşu olduğu ispatlarcasına..
XXIII
Büyük savaştan önce son duraklarıydı uçan dağlar,
Bir kurt kargasının sırtında vardılar Anzahar’a.
Ulu sekizler meclisine katılmaktı emelleri,
Şarktan gelen kötülüğü durdurmak için .
Meclisin çoktan hükmünü kaybettiğini gördüler,
Geri dönüp kendi savaşlarını kendileri vermeyi düşündüler..
Fakat Anzahar onlara farklı sürprizler hazırlamıştı,
Önce Redoran kaybettiği minik dostlarına,
Ve namı kendinden büyük bir müttefike kavuştu..
Ardından karanlık bir ayinde buldular kendilerini,
Theodred ay tutulmasından beri ilk kez gördü sevdiğini..
Karanlığa karanlıkla karşılık vermeye çalışanlar,
Aralarken ruhlar odasının kapısını;
Birden çıktı içerden,
Varisin zamana mühürlenen düşmanı.
Son karşılaşmadan bu yana ,
Sadece güçlenmedi kral ve dostları..
Birbirlerini öyle iyi tanıdılar ki,
Tek bir vücut gibi hareket ederek;
Alaşağı ettiler düşmanı..
Kapıların ardını tek gören Redoran’dı,
Boş bir odanın içinde buldu tüm arananları..
Önce gölge diyarın yöneticisi Volundur çıktı karşısına,
Gitmek istediği yer aslında kalbinin aradığından farklıydı.
Önce bilge Angoras seslendi ardından,
Daha sonra kalbinin en çok aradığını buldu ruhlar odasında..
Küçük kardeşini görür görmez ,
Silindi dünyayı kurtarma fikri gözünden..
Feda edip içindeki yadigarı,
Rederick’i alıp dışarı çıkardı..
Tüm yolculukta aradığını buldu Redoran,
Bırakmak istemese de arkadaşlarını;
Korumalıydı artık bunca emek ve acıdan sonra,
Ölümün elinden kurtardığını..
XXIV
Elinden tutup kardeşinin,
Uzaklaştı Redoran..
Kral yazıp mektuplarını,
Gönderdi tüm dostlara..
Yanlarına ilk katılan,
Her ne kadar değiştirse de suretini,
Kuzgun oldu..
Aslında ne başlarına gelenlerden,
Ne de kayıplarından sorumluydu..
Hep beraber düştüler yola,
Beklediler gelecek müttefikleri,
Helgen’in ormanlarında..
Soğuk topraklar cevap vermedi çağrıya,
İlk gelen ise Çöl İblisi oldu..
Kral en çok onun cevabından emindi,
İkinci gelen intikamını alıp;
Yüreğini soğutan Alqutile oldu..
Gördü Theodred’in kibrinden arındığını,
Ve yanında saf tuttu..
Ardından tanıdık bir sesin şarkısı çınladı,
Helgen’in pembe ağaçları arasında,
Redoran ve Rederick göründü çalıların ardından..
Onsuz savaş olmazdı,
Zaten o da dostlarını yalnız koymazdı..
Elinde krala bir hediyeyle çıkıp geldi eski dost..
Redoranın dönüşünün ardından ,
Evvelinde onlarla yolları ayrılan;
Doğa büyücüsü Bibror ve dostları çıkageldi.
Redoranın küçük dostları da onlara eşlik etti.
Ormanları çınlatan ayak sesleriyle,
Hiç yenilmemiş olan Kunesh kulak verdi çağrıya..
En son çıkagelenler ise beklenmeyenlerdi,
Farklı zırhları içinde koca bir ordu ,
Helgen sınırlarında belirdi..
XXV
İşte böylece gelindi beklenem savaşın kıyılarına,
Henüz yaşanmamış bir savaşın destanı yazıldı bu satırlarda,
Şarkta yükselen kötülüğe karşı koyacaklar onlar;
Bir Kral,
Altı diyarın tek gerçek varisi,
Son erkek ejder kanı,
Sylvar soyunun son temsilcisi,
Theodred Sylvergan...
Bir Simyacı,
Ruh yadigarının son taşıyıcısı,
Ölümün kapılarından geçip geri gelen,
Kardeşini kurtarmak için,
Diyara ve zamana kafa tutan,
Ve küçük Rederick’e sonunda kavuşan,
Yeşil Redoran..
Bir Savaşçı,
Torz’un yetimlerinin kahramanı,
Savaş tanrısının ihanetiyle,
Kendi yolunu bulan,
Bir doğa ruhuna dönüşüp,
Kendini yeniden yaratan,
Yiğit Zales..
Ve Ateşin Çocuğu,
Nam-ı diğer Kızıl Omuz,
Timba’nın yok edicisi,
Ateş yadigarının taşıyıcısı,
Kaladrun’un oğlu,
Yenilmez Kunesh’in yeğeni,
Ölüm elinden alınan,
Eredun..
Toplamda ne iyi, ne kötü..
Onlar kahramanlar
Onlar Ehven-i Şers!!
submitted by Dtkombayci to ehvenisers [link] [comments]